Avrupa Medeniyeti Bizden Öğrendi

Bugün ilmine, bilimine, sanatına, teknolojisine ve hatta kültürüne heveslenip birçok alanda örnek aldığımız ya da almaya çalıştığımız Batı ya da başka bir deyişle Avrupa, sahip olduğu bu özellikleri Müslüman Türk Âlimlerinden öğrenmişlerdir.

Eski bir Arap Atasözü “Allah’ın şânı göklerdeki kitaplarda yazılıdır” der. Müslümanlığın şânı da göklerle ilgili kitaplarda yazılıdır.

İslâm medeniyeti, daha ilk çağlarından beri, özellikle Astronomide çok ileri gitmiş Türk, Arap, İran’lı bilginler, bu alanda büyük keşiflerde bulunmuşlardır.

Batı Astronomiyi Müslümanlardan öğrenmiştir. Nitekim yıldız adlarının bir çoğu Batı dillerine Arapçadan geçmiştir. Aldebaran (al-Dabarân), Algenib (al-Cenûb), Altair (al-Tayr) gibi. Başucu (Yeryüzündeki bir noktada çekül doğrultusunda olan üst yön anlamına gelen Zenith Arapça semt-ül re’s) ayakucu (onun ters yönü) anlamına gelen (nadir de nazir) kelimelerinden gelmiştir. Bunlar gibi Astronomi ile ilgili daha birçok kelimeler, terimler, o çağın Türk, Arap, İran’lı bilginlerinin eserlerini yazarken kullandıkları ortak dil olan Arapçadan geçmiştir.

IX. yüzyılda Bağdat’ta büyük bir Rasathane kurulmuştu. Timur oğullarından Türk Hakanı Uluğ Bey (1394 – 1449) aynı zamanda dünyanın en büyük Matematik, Astronomi bilginlerindendir. Yıllarca Semerkand Rasathanesinin başında bulunmuş, yaptığı incelemelerle eski Yunan bilginlerinin, daha sonraki ilk Arap Astronomlarının yanlışlarını düzelterek bugünkü Astronomi biliminin temelini kurmuştur. Ay’ın, yıldızların yörüngeleri, Dünyanın eğim derecesi, Astronomi takvimi, Gel-Git kanunları, hep Müslüman bilginlerinin buluşları arasındadır.

Matematik de Müslüman bilginlerine çok şey borçludur. O çağlarda Batılılar Latin rakamlarını kullanırlardı. I (1), II (2), III (3) IV (4) V (5), X (10), L (50), C (100), D (500), M (1000) gibi işaretlerle yazılan bu rakamlarla aritmetik işlemleri yapmak çok zordu. Hele Sıfır (0) hiç bilinmezdi. Bugün kullanılan rakamları Müslüman Matematikçiler geliştirmişler, Batılıların “Arap rakamları” dedikleri bu rakamlarla Matematik büyük gelişme imkânları kazanmıştır. Cebir de İslâm Matematikçilerinin bir buluşudur.

Coğrafya ve Gemicilikte de Doğu’nun Batı’ya büyük yardımı olmuştur. Mıknatıs Çinlilerin buluşu ise de bundan yararlanarak Pusulayı Araplar yapmış, böylece Denizcilikte de büyük gelişmeler sağlanmıştır.

Bugün Amerika kıtasını Cristof Colomb’un keşfettiği söylense de ondan çok uzun yıllar önce Dünyaca ünlü Denizci Piri Reis’in eliyle çizdiği haritada ancak uydudan çekilen fotoğraflardan elde edilebilecek ayrıntıların bulunuyor olması da unutulmaması gereken bir gerçektir. Tıpta da Batılılar Müslüman Bilginlerinden çok şeyler öğrendiler. Bu arada büyük Türk Bilgini İbni Sina bugünkü hekimliğin kurucusu sayılır. Onun “El-Şifa”, “El-Necat”, “El-Kanun Fi’t Tıp” gibi eserleri bütün Avrupa Üniversitelerinde XVII. yüzyıl sonlarına kadar okutulmuştur.

Kâğıdı da Batıya Türkler Tanıttı

Kâğıt da, kitap basma sanatı da bundan iki bin yıl kadar önce Çin’de icat edilmiştir. Yalnız o devirlerde Çin’den Batı ülkelerine ipekli kumaşlar başta olmak üzere birçok eşya geçtiği halde, bugünkü medeniyetin temellerinden kâğıtla basım Batıya ancak ondan bin yıl sonra geçmiştir.

Kâğıdın Çin’den Batıya doğru yayılması dolayısıyla Avrupa’nın kâğıdı tanıması Türkler sayesinde olmuştur. Türkler kâğıt yapmayı Çinlilerden öğrenmişlerdi. Bu sanatı daha da geliştirerek, VIII. yüzyılda Semerkand’da ilk kâğıt fabrikasını kurdular. Böylece kâğıt yapımı Türkler aracılığı ile ülkeden ülkeye Batıya doğru ilerledi. Bu arada Araplar da kâğıt yapmayı Türklerden öğrendiler. XII. yüzyılda Endülüs’te Arapların kurdukları kâğıt fabrikaları bütün İspanya’ya oradan da Avrupa memleketlerine kâğıt sağlıyordu. İtalya’da kâğıt ticareti Müslümanların elindeydi. İlk İtalyan kâğıt fabrikası ancak XIII. yüzyılda Fabriano’da kuruldu.

Öte yandan yine Çinlilerin icadı olan baskı sanatı da, Türkler aracılığı ile Arap ülkelerine gelmiş, tahta kalıplarla kitaplar basılmaya başlanmıştı. Haçlı seferleri sırasında yakın doğu ile ilişkiler kurulunca, Avrupalılar bu sanatı da Türklerden, Araplardan öğrenerek memleketlerine götürdüler.

Bu kadarla da kalmıyor, Seramik de Avrupalıların Müslümanlardan öğrendikleri sanatlardan birisidir. Türklerin Çin’den geldiği için “Çini” dedikleri bu sanat da yine başta Türkler olmak üzere Müslümanlar yoluyla Batıya geçmiştir. VIII. yüzyıl başlarında Sicilya’da, Floransa’da, Türk, Arap, İranlı çini ustaları çalışıyorlardı. bunlar sanatlarını İtalyanlara öğrettiler. İtalya'nın Faenza şehrinde seramik yapılmaya başlandı. “Fayans” kelimesi buradan doğmuştur.

İlimde, bilimde, sanatta, teknolojide vesair tüm alanlarda bildikleri her şeyi bugün beğenmedikleri hatta barbarlık, eğitimsizlik, gericilik, yobazlık ve daha birçok çirkin ifadelerle suçladıkları Müslüman Türklerden birçok yiyecekleri de öğrenmişlerdir.

Haçlı seferlerine kadar şeker nedir bilmezlerdi. Tatlı olarak ancak bal kullanırlardı. Pirinç, Susam, Darı, Zencefil gibi birçok bitkiler de Avrupa’ya Müslümanlar yoluyla geçmiştir. Cam’ı, camdan yapılmış aynayı da Avrupalılara Müslümanlar tanıtmışlardır.

Görüldüğü gibi Türk İslâm dünyasını her fırsatta dışlamaya, aşağılamaya çalışan Batı (veya Avrupa) Haçlı Seferleri olmasaydı bugün yiyeceklerini tatlandıran şekeri bile bulamamış olacaklardı. Ya da bulabilseler bile kim bilir ne zaman bulabileceklerdi.

Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki, Batı’nın Doğu’ya vurmaya çalıştığı darbenin iç yüzü Irak savaşında çok açık ve net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Baskı ve diktatörlük rejimini yıkıp medeniyet ve özgürlük getireceğini söyleyen Batılıların bu sözlerini ne kadar yerine getirdikleri de hemen yanı başımızdaki savaşın ardından ortaya çıkmıştır.

Tabi bu arada Cenâb-ı Allah’ın “gören gözler için ibretler halk ettik” buyurduğu gibi yanı başımızdaki savaşın siyasi, ekonomik boyut ve hedefleri açıkça ortaya çıkmış, görmeyi bilenlere ilmiyle, bilimiyle, teknolojisi ile övünen, gurur duyan Batının, kendi birliklerini imha eden, kendi askerini tanımayan, ilim, bilim ve teknolojileri de birer ibret vesikası olarak gözler önüne serilmiştir.

Uzun sözün kısası;

“Ey Türk Gençliği !!! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur…”

Sosyolog/Sosyoloji Meslek Mensupları Derneği Genel Başkanı

YORUM EKLE